Dua; nedir, niçin yapılmalıdır?

dua_s.jpgDua çağrı demektir. Çağrılan Allah’dır. Yardıma, imdada çağrılır. Çağıran; Allah’ın yarattığı ve yaratıcısına başvurma bilinci verdiği insandır.

Allah; Mutlak varlıkdır. Varlığını inkâr etmeye imkân yoktur. Varlığı; var olmak için başkasına ihtiyacı olmayan yegâne varlıktır. İnsan kendi varlığını inkâr edemez. Böyle olunca Varlığı, dolayısı ile Allah’ı inkâr edemez.

Allah mutlak, sonsuz ve sınırsız nûr sonsuz ve sınırsız iyidir.

“Kötü”, “iyi”nin karşısında eşdeğer bir ikinci “ilke” değildir. “Kötü”nün kaynağı Allah değildir. Şu halde “kötü”nün kaynağı Allah olmadığına göre, bir de Kötülük Tanrısı mı vardır? Hayır, aslâ böyle değildir! Şu halde “kötü” Allah’ın bazı yarattıklarına irade serbestisi, seçme yeteneği vermesinden, onların da Allah’a yönelmeyip başkalarını da ayartmaya çalışmalarından, ayrıca, güçleri ölçüsünde başkalarına zarar vermelerinden doğmaktadır.

Şu halde Allah niçin şerrin, kötünün de kaynağı olabilen bu seçme yeteneğini, irade serbestîsini insana vermiştir? Vermese idi, insan kötüyü seçmez ve dolayısı ile “kötü” de var olmazdı. Nitekim “melekler”e bu yeteneği vermemiştir, melekler de O’nu sever, O’na hamdederler, O’nun verdiği görevleri yaparlar. Fakat Allah meleklerden başka bir de meleklerle eş olmasa bile benzer yapıda olan, “cinn”leri yaratmış, onlara da irade serbestîsi vermiş, “cinn”denen varlıkların reisi olan İblis ve ona bağlı olan “cinn”ler de melekler ile birlikte Allah’a yönelmeyi seçmişlerdir.

Ancak, Allah, yarattığı Kâinat’daki Arz” üzerinde yer verdiği “beşer”e, Adem öncesi insan nesline bir örnek insan göndererek onlarda ahlâkî bilinci uyandırmayı ve onlara Yeryüzü’nde “Allah’ın halîfesi” olma görevini vermeyi murad edince, İblis; “Allah’ın halîfesi” olarak yaratılan Adem’e itaat etmeyi, O’na yardımcı olmayı kabul etmedi ve bu yüzden Allah’ın yakınlığından yoksun kaldı.

Bu sebeple Adem’e ve insan cinsine kin duyarak onları ayartmaya ve kendisi gibi, Allah’ın yakınlığından onları da yoksun kılmak için uğraşmaya ahd etti. Böylece; bu ayartmalara kapılmayarak Allah’ı sevenlerin değeri ve Allah katında sevgileri büsbütün çoğaldı. “Kötü”nün temsilcisinin varlığı bile, Sevgi Nuru’nun temsilcileri olan Allah elçilerini izleyip İblis’in yolunu izlemeyenler için bir “hayır vesilesi” oldu. “Cinn” cinsinden mahlûkların tümü de İblis’e tabi olmayı sürdürmediler. Bir kısmı da Allah’ın çağırdığı yola girdiler. Allah’a iman yanında “Allah’ın halifesi”ni de sevdiler.

İblis; henüz Yeryüzü’ne gönderilmemiş olan Âdem’i ve eşini “günah” yolunda ayartmış değildir. Daha açık bir deyişle: Adem’in günahı; bizim düzeyimizde bir günah olmadığı gibi, hele “büyük günah” hiç değildir. Sadece; kendisine eş olarak yaratılan ve helâl kılınan Havvâ ile, Yeryüzü’ne gönderilmeden önce cinsî ilişkiye girme eylemidir.[1] Günah değil, mübah olan bir eylemdir, ne var ki sabretme konusunda Allah’ın emrine uyulmamıştır.

Âdem bu eyleminden dolayı büyük bir nedamet duymuş, fakat Allah O’nun tövbesini kabul etmiştir. Bugün kullandığımız takvim ile, Milâtdan önce 5594 yılının yaklaşık olarak Ekim ayı başlarında Yeryüzü’ne gönderilen Âdem, indiği Arafat tepesinin yakınındaki Mekke vadisinde, medeniyet ve tarihi başlatmış, kendisine uyan insanlarda ahlâk bilincini uyandırmış, Âdem’in kızları ve oğulları bu insanların oğulları ve kızları ile evlenerek, Âdem, kendisinden sonraki insan neslinin atası olmuştur.

 Âdem’den 1000 yıl sonra insanlık tek gerçek Tanrı (İlâh) olan Allah’ın yanında bazı bâtıl ilâhlara tapmaya başlayarak Allah’ın yolundan çıkmışlar, Tufan ile cezalandırılmışlardır.

İbrahim Peygamber’e kadar tek gerçek dînin özel bir adı yoktur. Milâtdan önceki 15. yüzyılda İbrahim Peygamber tek gerçek dîne “İslâm” adını verdi. İbrahim Peygamber’in “insanlık önderi” kılınmasından sonra oğulları İshak ve İsmail soyundan da nice elçiler geldi. İbrahim Peygamber, sevgisi ile sınandığı büyük oğlu İsmail ile birlikte, Tufan’da harap olmuş ilk gerçek din mabedi Kabe’yi yeniden inşa etti. Milâtdan önce 1300-1230 yıllarında Musa Peygamber, bin yılı geçen bir süre sonra gelen İsa Mesih; tek gerçek dinin yüce peygamberlerindendir.

Nihayet; M.S. 569 yılının 24 Mayıs gecesi; son Peygamber Muhammed (s.a.) dünyaya geldi. Son Peygamber olduğu için de O’nun tebliğ ettiği Kur’an-ı Kerîm artık bozulamayacak, sadece yorumu konusunda insanların aklı çelinebilecektir.

İşte “dua” konusundaki temel kaynağımız Son İlâhî Kitap’tır. Kur’an-ı Kerîm’dir.

***

 [1]- Kur’ân-ı Kerim’de, yasaklanan şeyin ne olduğu net olarak belirtilmemiştir. Tefsirciler arasında da farklı görüşler söz konusudur. […]

2 Yanıt

  1. İnsan dualarının gücünden alır yaşama enerjisini..”Duanız olmasa ne kıymetiniz var” buyuruyor,Yüce Yaradan…

    Hz. Peygamber (s.a.) : “Duanın dua edene üç faydası vardır”

    1- Dua edenin ya günahı af olur.

    2- Ya hayrı artar.

    3- Veya sevap kazanır. (Ramuz:104/8) buyurur.

  2. DUA RUHUN GIDASIDIR … DUNYA ILE ARSIN ARASINA GIDILEN BIR VASITADIR … ALLAH RAZI OLSUN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: