Oruç ayı barış ayıdır *

Dünya yeni bir oruç ayını, sonu gelmeyen savaşlarla dökülen, kan ve gözyaşlarıyla karşıladı. Seksenli yılların sonunda Soğuk Savaş’ın önemini yitirmesiyle, Amerika ile Rusya arasındaki silahlanma yarışı ve çatışma sona erdi. Kapalı Rus ekonomisinin, üretim gücünü büyütmede başarısızlığa uğraması, Amerika’yı, dünyanın en büyük ekonomik ve askeri gücü haline getirdi. Artık dünyada hiçbir ülke, yeni bir Kore ve Vietnam savaşı, beklemiyordu.

Ülkelerin barış içinde savaşsız bir dünya özlemi, beklenilenin tam tersi bir sonuç verdi. Önce Balkanlar’da, ardından Kafkaslar’da, sonra da Orta Doğu’da savaşlar birbirini izledi, her yerde büyük kan ve gözyaşı gölleri oluştu. Irak ve Afganistan’da, ne oruç ayları, ne de bayramlar, savaşların hızını kesmesini yetti. Irak’ta, Filistin’de, Çeçenistan’da, savaşlar oruç ayında da hızını hiç kesmeden devam ediyor. İslam dünyasında oruç ayı, savaş ayına dönüştü.

Müslümanlar ve Hristiyanlar ile Yahudiler arasında düşmanlığın yeni değil, yüzyıllardan beri var ve kaçınılmaz olduğu ileri sürülüyor. Oysa Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler İslam’ın ilk yıllarından Osmanlı Devleti’nin son yıllarına kadar barış içinde yanyana yaşamışlardır. Osmanlı Devleti’nin küçülmesiyle, Türkler Filistin, Irak, Suriye ve Lübnan’dan çekilmeselerdi, Orta Doğu’da böylesine büyük savaşlar patlak vermezdi. Tarihte Müslümanlar, her zaman barışın güvencesi olmuşlardır.

Müslümanlar bütün insanlığın anne ve babasının Havva ve Adem olduğuna inandıkları için, dininden ve etkin kökeninden dolayı hiç kimseyi küçümsememişlerdir. Onlar son tahlilde, bütün insanların Adem’in çocukları olduğundan kuşku duymadıkları için, dinler ve etnik kökenler arasındaki farklılıkları, bir çatışma kaynağı olarak görmemişlerdir. Onlar için, insanların etnik kökenleri değil, ilkeleri önemlidir. Bütün savaşlar ilkesizlikten kaynaklanır. İlkesizliğin ilke olduğu bir dünyada, hiçbir güç savaşların önüne geçemez.

Oruç ayı, iftarları, sahurları, teravihleri ve hep birlikte kutlanan bayramıyla, bir ilkeler yumağıdır. Bu ay, orucun ilkeleri çerçevesinde, iyiliklerin kat kat ödüllendirildiği bir aydır. Bu ayda, yardımlaşma ve dayanışma eylemleri, doruk noktasına ulaşırlar. Dayanışma ve yardımlaşmanın özendirildiği bir toplumda, herkes birbiriyle savaşmaktan daha çok işbirliği yapmak için yarışır. Tarihin her döneminde, savaşanlar değil, işbirliği yapanlar güçlü olmuşlardır.

Irak’ta, Filistin’de, Afganistan’da, Cezayir’de ve diğer Müslüman ülkelerde, oruç ayının ilkeleri unutulduğu için, Müslümanlar ülkelerini gelen yabancılardan önce, kendi aralarında savaşıyorlar.

Müslümanların Müslümanlara verdiği zararın yanında Yahudi ve Hristiyanların verdikleri zarar çok küçük kalır. Çoğu kez, Müslümanın düşmanı Müslüman olmuştur.

Son yıllarda, Müslümanlar Müslümanların dinde kardeşleri olmaları gerekirken, iktidar savaşında rakipleri konumuna düşmüşlerdir.

Orucun ilkeleri gözardı edilirse, Habil ve Kabil gibi, kardeşler birbirlerine düşman olurlar.

Oruç tutanlar birbirleriyle savaşmazlar.

Oruçlu olmak ilkeli olmaktır.  * [Nazif Gürdoğan – Yenişafak]

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: